“`html
Küresel Ekonomi
2026’ya Girerken Küresel Ekonomi: Yapay Zeka, Ticaret Savaşları ve Mali Riskler Öne Çıkıyor
Geçtiğimiz yıl, yapay zeka yatırımlarındaki büyük artış, ABD-Çin ilişkilerindeki devam eden gerginlik ve yükselen mali risklerin küresel piyasalara olan etkileri net bir şekilde ortaya konmuştur. Bu olgular, 2026’ya da damga vuracak gibi gözüküyor. Fakat 2025’te belirginleşen ekonomik hikâyeler azalma gösterirken, dünya genelindeki ekonomi yeni ve zorlu bir evreye farklı risklerle ulaşmakta.

Özet:
2025’te yapay zeka alanındaki yatırımlardaki önemli artış ve ABD-Çin arasındaki gerginliğin devam etmesi, küresel piyasalar üzerinde etkili olmaya devam ediyor. Bu unsurlar, 2026 yılında da etkili olmaya devam edecek. Ancak, 2025’te gözlemlenen pozitif hikâyeler azalma gösterirken, küresel ekonomi yeni ve zorlu bir sürece farklı risklerle girecek.



1. Yapay Zeka, Büyümeyi Desteklemeye Devam Edecek, Ancak Balon Tehlikesi Söz Konusu
2026 yılı, yapay zekanın ekonomik büyüme üzerindeki etkisini göstermeye devam edeceği bir dönem olacak. Ancak, bu teknolojinin sağladığı kazançlar herkes için eşit olmayacak. Kısa vadede, büyümeye en büyük katkı ABD’den gelecek. Bu durum, özellikle yapay zeka altyapısına yönelik yatırımların artmasından kaynaklanacak.
ABD’de verimlilik artışları yavaş yavaş kendini gösterse de, 2026’daki büyüme temelde yatırımlara dayanacak. Yapay zekanın ABD ekonomisindeki katkısı şimdiden hissedilmeye başladı; yılın ilk yarısında büyümeye yaklaşık %0,5’lik katkı sağlanacağı tahmin ediliyor. Eğer bu trend devam ederse, ABD ekonomisinin 2026’da %2,5 büyüme göstermesi öngörülüyor.
Öte yandan, ABD dışındaki veriler daha zayıf durumda. Yapay zeka yatırımları ve benimseme süreçleri Avrupa ve diğer bölgelerde yavaş seyrediyor. Bu nedenle, Avrupa’nın ABD’ye kıyasla daha zayıf performans sergilemesi bekleniyor. İngiltere ve Euro Bölgesi için büyüme tahminleri sırasıyla %1,2 ve %1,0 seviyelerinde kalıyor.
Piyasa açısından bakıldığında, 2025’teki güçlü yükselişin arkasındaki faktörlerden biri yapay zekaya duyulan iyimserlik oldu. Özellikle ABD hisse senetlerinde değerlemeler yüksek seviyelerde seyrediyor. Ancak 1990’ların sonundaki teknoloji balonu ile karşılaştırıldığında henüz aşırı seviyelere ulaşılmamış durumda. Şirketlerin karlılıklarının güçlü kalmasıyla birlikte, hisse senetlerinde artışın bir süre daha devam etmesi bekleniyor. Bu bağlamda, S&P 500 endeksinin 2026 sonunda 8.000 seviyesine ulaşabileceği tahmin ediliyor.
2. Çin Düşük Büyüme ve Deflasyon Kıskaçlarında Sıkışmaya Devam Edecek
2025 yılı, Çin’in yapay zeka alanındaki bazı önemli teknolojileri ABD ile yarışır hale getirmeye başladığı bir dönem oldu. Fakat, teknolojiye rağmen Çin ekonomisinin yapısal sorunları devam ediyor. Üretim odaklı büyüme modeli, sürekli olarak ‘kronik kapasite fazlası’ ve ‘zayıf iç tüketim’ gibi olumsuzlukları yaratmaya devam ediyor.
Yetkililer bu sorunların farkında olsalar da 2026 yılında bu dengesizliğin sona ermesi beklenmiyor. Açıklanan politikalar kapasite azaltımına yönelik net adımlar içermiyor. Büyük ölçekli fabrika kapamaları ve istihdam kayıplarını telafi edecek güçlü bir teşvik paketi de gündemde yok.
Mart ayında açıklanması öngörülen yeni Beş Yıllık Plan’da, hane halkı tüketiminin GSYH içindeki payının artırılması hedeflenebilir. Ancak öncelik yine sanayi kapasitesi, teknolojik yeterlilik ve küresel rekabet olduğu anlaşılıyor.
Bu çerçevede, Çin ekonomisinin 2026’da yaklaşık %3 büyüme hızında kalması bekleniyor. Arz-talep dengesizliği, ticaret fazlasını büyütmeye ve deflasyonist baskıları artırmaya devam edecek. Bu durum devlet tahvili faizlerini aşağı çekiyor. Çin’in 10 yıllık tahvil faizi, bu yıl ilk kez Japonya’nın altına düştü ve bu farkın 2026’da daha da derinleşmesi öngörülüyor.
3. Ticaret Savaşları Sürüyor, Stratejiler Değişiyor
ABD ve Çin liderleri arasında Ekim ayında varılan anlaşma ve ABD’nin diğer ticaret ortaklarıyla yaptığı düzenlemeler, ticaret savaşını sona erdirmedi. 2026 yılı, ABD’nin uyguladığı tarifelerin küresel ticareti nasıl etkileyeceği ve ABD-Çin arasındaki ayrışmanın yeni boyutlar kazanacağı bir dönem olacak.
Mevcut anlaşmalar yeni bir tarifelerin devreye girmesini şu an için engellese de, bir yıllık “son kullanma süresi” 2026’nın sonlarına doğru yeni bir gerginlik riski yaratmaktadır. Ayrıca ABD’nin tarifelerden elde ettiği gelir artışı, bu engellerin kolayca kaldırılmayacağını gösteriyor.
Tedarik zincirleri kritik ürünlerde Çin dışına kayarken, ABD-Meksika-Kanada Anlaşması’nın (USMCA) yeniden müzakere edilmesi, Çinli firmaların dolaylı ihracat yollarını zorlaştırabilir. Yatırım ve teknoloji transferlerine yönelik kısıtlamalar da artabilir.
Özetle, 2025’teki sert ticaret gerilimlerinin tekrarlanmaması beklense de, ABD ve Çin arasındaki ekonomik ayrışma, 2026 yılı süresince küresel ticaret, sermaye ve teknoloji akışlarını şekillendirmeye devam edecektir.
4. Merkez Bankaları Faiz İndirecek, Ama Herkes Aynı Değil
2026 yılı, küresel ölçekte parasal gevşemenin devam edeceği bir yıl olarak öne çıkıyor. Ancak faiz indirimlerinin hız ve kapsamı ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösterecek.
ABD’de ekonomik dayanıklılık ve çekirdek enflasyonun %3 civarında kalmasının, faiz indirimlerinin piyasalardaki beklentilerin altında kalmasına yol açabileceği düşünülüyor. Eğer bu ay bir indirim daha gerçekleşirse bile, 2026 yılı boyunca yalnızca bir ek indirim bekleniyor. Bu senaryoda politika faizi %3,25 – %3,50 aralığında kalabilir.
Bu durum, daha agresif indirim isteyen Trump yönetimi ile Fed arasında gerilim yaratma potansiyeli taşıyor.
Euro Bölgesi’nde ise zayıf büyüme ve düşük enflasyon, mevduat faizinin %1,5 seviyesine kadar gerilemesine olanak tanıyabilir. İngiltere’de enflasyonun beklenenden daha hızlı düşmesi ve mali sıkılaşma ile birlikte faizlerin %3 seviyesine inmeyeceği öngörülüyor.
Gelişen ülkelerde, özellikle Brezilya’da yüksek reel faizler, merkez bankasına daha geniş bir manevra alanı sağlıyor. Selic faizinin 2026 sonunda %11,25 seviyelerine düşmesi bekleniyor.
Japonya ise bu tablo içerisinde bir istisna oluşturuyor. Sıkı işgücü piyasası ve mali destekler nedeniyle Japonya Merkez Bankası’nın faiz artışlarına devam etmesi ve politika faizinin %1,25 seviyesine ulaşması bekleniyor.
Bu tabloda, dolar’ın euro ve sterline karşı güçlü kalması; yenin ise dolara karşı sınırlı değer kazanması bekleniyor.
5. Mali Riskler Piyasaların Peşini Bırakmayacak
2025 yılında zaman zaman piyasalarda dalgalanmalara yol açan kamu maliyesine dair endişeler, 2026 yılında da gündemde kalmaya devam edecek. ABD, Fransa ve kısmen İngiltere, yüksek bütçe açıkları ve ağır borç yükleri ile dikkat çekiyor. İtalya’nın bütçe dengesi görece daha iyi olsa da düşük büyüme ve yüksek borç oranı risk teşkil etmekte.
Negatif faiz döneminden pozitif reel faiz ortamına geçiş, borç servis maliyetlerini hızla artırdı. Temel soru şu: “Ne kadar borç fazla sayılır?” Net bir eşik olmasa da, siyasi ya da ekonomik şoklar yatırımcı algısını hızla değiştirebiliyor.
2026 yılı içerisinde, siyasi kaynaklı bu tür krizlerin yaşanma olasılığı daha yüksek görünüyor. Fransa’daki 2027 seçimlerine dair belirsizlikler, İngiltere’de muhtemel bir iktidar değişikliği veya ABD’de mali disiplinin azaldığı algıları, tahvil piyasalarında ani satışlara yol açabilir.
Merkez bankalarının faiz indirimleri ve örtük finansal baskılama politikaları, genel olarak tahvil piyasalarını stabil tutabilir. Ancak, kısa süreli ve sert satış dalgaları 2026 içinde zaman zaman tekrar edebilir.
Kaynak: Neil Shearing, Capital Group
Atilla Yeşilada ve Güldem Atabay tarafından kaleme alınan özel raporlarımıza abone olmak ister misiniz? Raporlarımız kurumsal müşterilere yöneliktir. Abonelik ücretlidir. Koşulları öğrenmek için bize e-mail atın: [email protected]
“`